Zeynep, babasının balıkçı teknesinin batması ve borçların ailenin üzerine yıkılmasıyla birlikte, balıkçılık zanaatını devralmak zorunda kalan Sarıyerli genç bir kadındı. İstanbul’un lüks restoranlarının, yüksek konutlarının hemen arkasında, Karadeniz’in hırçın sularıyla boğuşan Garipçe’de yaşıyordu.
Zeynep’in mücadelesi, hem Karadeniz’in sert doğasıyla hem de erkek egemen balıkçı halindeki önyargılardı. Her sabah hava henüz aydınlanmadan, saat dörtte Boğaz’ın dondurucu ayazına çıkıyor, eski ve küçük ağları tamir edip denize açılıyordu. Yakaladığı balıkları satmak için İstinye ve Sarıyer kıyılarındaki tüccarlarla pazarlık yaparken, kadın olduğu için onu hafife alan bakışlarla mücadele etmek zorundaydı.
Kışın ortasında, Boğaz’ı etkisi altına alan sert bir lodos gecesinde ağları kayalıklara takıldı. Teknenin motoru arızalandı ve dalgalar küçük tekneyi Garipçe’nin falezlerine doğru sürüklemeye başladı. Karanlığın ve fırtınanın ortasında yalnız başınaydı. Ellerinden kan akana kadar halatları çekmeye, motoru çalıştırmaya uğraştı. O gecenin dondurucu soğuğunda, Boğaz’ın karanlık suları onu yutmak üzereyken pes etmedi. Kendi imkanlarıyla motoru çalıştırıp kıyıya sığınmayı başardığında, İstanbul’un sadece bir şehir değil, fethedilmesi gereken devasa bir deniz olduğunu anlamıştı.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.