Nisan ayının değişken havasında, Kadıköy Yeldeğirmeni’nin dik ve dar sokaklarında rüzgâr uğuldarken Ece, kucağında taşıdığı ağır tahta kasayı düşürmemek için büyük bir çaba harcıyordu. Marmara Üniversitesi Seramik Bölümü son sınıf öğrencisi olan Ece, Antalya’dan İstanbul’a büyük hayallerle gelmişti. Yeldeğirmeni’nin rutubetli bir bodrum katındaki minik dükkânı hem evi hem de atölyesi olarak kullanıyor; geceleri özel dersler verip hediyelik eşyalar üreterek hem ev kirasını ödemeye hem de fırın masraflarını karşılamaya çalışıyordu.
O gün, hayatının dönüm noktası sayılabilecek uluslararası bir karma sergi için hazırladığı devasa seramik büstü teslim etme günüydü. Eğer eseri küratöre yetiştirebilirse hem sanatsal kariyeri için büyük bir sıçrama yapacak hem de aylardır biriken atölye borçlarını kapatabilecekti. Günlerce uykusuz kalmış, çamuru santim santim şekillendirip yüksek derecede pişirmişti.
Ancak sokaktaki restorasyon çalışması nedeniyle kurulan ahşap iskelelerin altından geçerken, rüzgârın etkisiyle yukarıdan düşen kalın bir tahta parçası Ece’nin omzuna çarptı. Dengesini kaybeden Ece, sertçe kaldırım taşlarına kapaklandı. Kucağındaki kasa yere çakıldı ve haftalarca emek verdiği o nazik seramik büst, onlarca parçaya bölünerek sokağa saçıldı.
Ece, dizlerinin üzerinde, kırık seramik parçalarına bakarak donakaldı. Çaresizlik ve yorgunluk bir anda göğsüne oturdu. Yağmur serpiştirmeye başlarken, gözyaşları yüzünü ıslatıyordu. Bu devasa şehir, sanki onun tutunmaya çalıştığı her hayali bir hamlede kırıp atıyordu.
Tam o sırada, sokağın karşısındaki eski marangozhanenin kapısı açıldı. Yıllardır Yeldeğirmeni’nde ahşap ve antika tamiri yapan "Kintsugi" meraklısı Hamdi Usta kızı fark etti. Hemen dışarı çıkıp Ece’yi kolundan tuttu ve dükkânına aldı. Kırık parçaları özenle bir kutuya toplayan usta, Ece’ye dumanı tüten bir çay uzattı.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.