Aşiyan Yokuşu’nda Unutulmuş Botanik İllüstrasyonları ve Koru Envanteri
Ece, Bebek’ten Aşiyan’a doğru tırmanan o dik ve nemli yokuşun ıslak Arnavutkaldırımı taşlarında ilerlerken, kucağındaki cildi yıpranmış ahşap çizim çantasını poyrazın getirdiği soğuk yağmur damlalarından korumaya çalışıyordu. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Botaniği Bölümü’nden dereceyle mezun olduktan sonra, Boğaz sırtlarındaki tarihi korularda bulunan asırlık anıt ağaçların ve nadir endemik bitki türlerinin mevsimsel illüstrasyon atlasını çıkaran bağımsız bir çevre projesinde çalışmaya başlamıştı. Ancak projeyi destekleyen botanik derneği, yönetim kurulundaki kriz gerekçesiyle faaliyetlerini aniden durdurdu ve atölyenin kapısına kilit vurdu. Ece, hem sekiz aydır Aşiyan ve Aşiyan Korusı hattında topladığı mikroskobik yaprak dokusu çizimleriyle ortada kaldı hem de saha çalışmalarında kiraladığı yüksek çözünürlüklü makro lenslerin faturasıyla tek borçlu kılındı.
Kasım ayının keskin rüzgârı Boğaz üzerinden esip asırlık erguvan ve meşe dallarında uğuldayarak geçerken, cebinde kalan son otobüs parasıyla ne yapacağını düşünüyordu. Rumelihisarı’nda kiraladığı küçük çatı katı odasının sahibi, birikmiş iki aylık kira yüzünden kapının kilidini değiştirmişti. Kucağındaki su geçirmez kılıfta sadece mikroskop fırçaları, tahrir rapidoları ve el çizimi mizanpaj defteri vardı. Aşiyan Mezarlığı’nın altındaki tarihi taş duvarın dibine çöktü. Bütün emeğinin bir gecede yok sayılması göğsüne ağır bir taş gibi oturdu.
Gözyaşlarını rüzgâra verip çantasından teknik çizim bloknotunu çıkardı. Sokak lambasının sarı ışığı altında, ıslak bir erguvan yaprağının damar ağlarını ve hücresel doku sınırlarını milimetrik ölçekle kâğıda aktarmaya başladı. Kalem kâğıda her dokunduğunda içindeki kırgınlık mesleki bir tutkuya dönüşüyordu. O sırada yokuştan inen ve İstanbul Koruları Anıt Ağaç Envanteri Grubu’nu yöneten kıdemli bir botanik profesörü, taşın üzerinde titreyerek pürüzsüz bitki anatomisi paftası çizen Ece’yi fark etti. Kâğıttaki Çizim doğruluğunu ve teknik hakimiyeti gören akademisyen, genç kadına Boğaz Flora ve Yeşil Alanlar Islah Projesi’nde baş uzman illüstratör ve araştırmacı olarak çalışma imkânı sağladı. Ece, Aşiyan’ın dik yokuşunda İstanbul’un ona pes etmeme gücünü bahşettiğini anladı.
Süleymaniye Mimar Sinan Caddesi’nde Kayıp Taş Devri Akustik ve Kubbe Paftaları
Tuğba için İstanbul, Süleymaniye Külliyesi’nin devasa kubbe gölgelerinden yükselen tarih kokusundan ve Haliç’e bakan geniş avludaki rüzgâr uğultusundan ibaretti. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Bölümü yüksek lisans mezunuydu; Süleymaniye ve Vefa hattındaki 16. yüzyıl Osmanlı camilerinin kubbe akustiğini sağlayan boşluklu küp (akustik testi) sistemlerini ve taş rezonans haritalarını inceleyen bağımsız bir restorasyon projesinde çalışıyordu. Ancak projeyi üstlenen ana yüklenici mimarlık şirketi, kamu hibe fonunu şahsi hesaplarına aktarıp şantiyeyi bir gecede boşalttı. Tuğba’nın sekiz aydır Süleymaniye avlusunda tuttuğu hassas çınlama süresi analizleri ve kubbe kesit paftaları kilitli kalan şantiye konteynerinde kaldı; üstelik frekans ölçüm cihazlarının kiralama faturası Tuğba’nın üzerine yıkıldı.
Gece saat üçte, Mimar Sinan Caddesi’ndeki tarihi döküm demir parmaklıkların altındaki taş basamakta tek başına oturuyordu. Sonbahar yağmuru kubbe saçaklarından süzülüp kabanını ıslatırken, Vezneciler’de kaldığı pansiyonun ücretini ödeyemediği için eşyalarını tek bir sırt çantasına sığdırıp sokağa çıkmak zorunda kalmıştı. Cebinde sadece ertesi günün vapur parası duruyordu. Karşı yakadaki Haliç’in ve Galata Kulesi’nin sarı ışıklarına bakarken geleceğe dair tüm umutları kararmıştı.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.