Mart ayının erguvan tomurcuklarıyla müjdelenen ama hâlâ dondurucu olan rüzgârı Boğaz’dan estikçe, Leyla elindeki ağır iplik kolisini kucağında sıkıca tutarak Emirgan’ın dik yokuşunu tırmanmaya çalışıyordu. Marmara Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Tezhip ve Halı-Kilim Bölümü öğrencisi olan Leyla, Malatya’dan İstanbul’a büyük umutlarla gelmişti. Reşitpaşa’da, rutubetten duvar boyaları dökülen kiralık bir bodrum odasında kalıyor; geceleri kentin köklü ailelerine ait antika halıların tamiratını yaparak hem okul masraflarını çıkarıyor hem de memleketteki kardeşine harçlık gönderiyordu.
O gün, hayatının en kritik sınavlarından birinin günüydü. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle yürütülen "Yaşayan Miras" projesi kapsamında, restore edilip müze haline getirilecek tarihi bir yalı için geleneksel motiflerle dokunmuş özel bir kök boya halı minyatürü teslim etmesi gerekiyordu. Projeyi teslim edebilirse, hem aylardır ödeyemediği birikmiş ev kirasını kapatacak hem de bölüm başkanının referansıyla tarihi eser restorasyon ekibine katılabilecekti. Günlerce uykusuz kalmış, göz nuru dökerek tezgâhında o hassas ilmekleri tek tek atmıştı.
Ancak Emirgan Korusu’nun hemen altındaki dar ve ıslak sokakta yürürken, dik yokuştan aşağı hızla inen bir belediye temizlik aracı dar yolda Leyla’yı teğet geçti. Araçtan kaçmak için sağa doğru sıçrayan Leyla, ayağının kaymasıyla Arnavut kaldırımı taşların üzerine sertçe kapaklandı. Kucağındaki kutu savruldu ve haftalardır üzerinde çalıştığı, incecik dokunmuş kök boya halı panosu yoldaki yağlı çamur birikintisine yuvarlandı. Üstelik düşüşün etkisiyle bileği fena halde burkulmuş, elini kıpırdatamayacak kadar şiddetli bir acı saplanmıştı.
Leyla, dondurucu soğuğun ve hafifçe çiseleyen yağmurun altında dizlerinin üzerine çöküp çamur içinde kalan eserine baktı. Doğal kök boyasıyla renklendirilen o nadide ipek iplikler, yağlı suyun etkisiyle lekelenmiş; haftalar süren emek, uykusuz geceler ve kurduğu tüm hayaller saniyeler içinde heba olmuştu. Ağrıdan ve çaresizlikten gözyaşları yanaklarından süzülürken, bu devasa şehrin acımasızlığı karşısında yapayalnız kaldığını düşündü.
O sırada, yokuşun başındaki tarihi ahşap yalının bahçe kapısı açıldı. Yıllardır antika tekstil restorasyonu yapan ve mahallede "Dokumacı Bediha Hanım" olarak bilinen emektar bir sanatçı kızı fark etti. Hemen dışarı çıkıp Leyla’yı kolundan tutarak yalının Müştemilat kısmındaki restorasyon atölyesine götürdü.
Bediha Hanım, Leyla’nın incinen bileğine hemen soğuk kompres uyguladıktan sonra çamurlu ipek panoyu tezgahın üzerine serdi. Kızın hıçkırıklarını dinledikten sonra şefkatle gülümsedi: "Kumaş yıpranır, iplik kopar kızım ama dokuyanın ruhu sağlam kalırsa o eser ölmez. Bu kök boyadır; suyla bozulmaz, sadece yaşanmışlık kazanır."
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.