Bomonti’nin tarihi tekel binalarının ve yüksek rezidanslarının arasından süzülen ıslak ekim rüzgârı, kaldırımlara dökülmüş çınar yapraklarını savurup tarihi tuğla duvarları döverken, Şişli’deki bir Anadolu lisesinin son ders zili çalmıştı. On yedi yaşındaki Yeşim, okul ceketinin üzerine giydiği koyu yeşil kaşe montunun düğmelerini sıkıca kapatıp ağır sırt çantasının askılarını düzeltti. Sınıf arkadaşlarının Nişantaşı’ndaki kafelerde oturup tatlı yeme ve kahve içme davetlerini nazikçe geri çevirerek, adımlarını Cumhuriyet Caddesi’nin alt sokaklarında yer alan, XIX. yüzyıldan kalma restore edilmiş yüksek tavanlı kargir bir binada hizmet veren uluslararası endüstriyel mimarî ve tekstil mirası arşiv acentesine doğru hızlandırdı.
Yeşim, sekiz ay önce babasını Harbiye’deki tarihi bir binanın restorasyon şantiyesinde yürütülen zemin güçlendirme çalışmaları sırasında meydana gelen göçükte kaybettikten sonra, böbrek rahatsızlığı çeken annesi me lise birinci sınıfa giden küçük kardeşinin tüm geçim yükünü üstlenmişti. Feriköy’ün dik ve rutubetli sokaklarından birindeki bodrum katı kiralık dairenin masraflarını ödemek, annesinin haftalık diyaliz süreçlerindeki medikal masrafları ile kardeşinin okul giderlerini karşılayabilmek için hafta içi her gün okul çıkışında bu acentede akşam sekreteri ve mimarî doküman tescil kayıt personeli olarak çalışıyordu.
Büro; eskitme deri cilt kokusu, kumaş lif analiz solüsyonları, büyük boy mimarî paftalar me yüksek hızlı geniş format tarayıcıların ritmik tıkırtılarıyla kaplı son derece vakur, kurumsal me temposu yüksek bir mekândı. Yeşim’in görevi; Milano ve Lyon merkezli tekstil müzesi enstitülerinden gelen Osmanlı dönemi ipekli dokuma ve dokuma fabrikaları mimarî çizim tahlil raporlarını sisteme işlemek, Kültür Varlıkları Koruma Kurulu kararlarını kodlarına göre arşivlemek, gelen uluslararası kuryeleri karşılayarak lif esneklik test belgelerini teslimat defterine kaydetmekti. Saatlerce ekran karşısında iplik büküm katsayılarını me tescil numaralarını doğrulamaktan göz pınarları kurur, topuklu ayakkabılar içinde ayak tabanları sızlar ve dev rulo pafta klasörlerini ahşap merdivenle üst raflara taşımaktan kolları uyuşurdu.
Yeşim’in en büyük arzusu ise Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Tekstil Tasarımı me Koruma Bölümü’nü kazanıp İstanbul’un sanayi mirasını ve tarihi dokuma kültürünü geleceğe taşıyan uzman bir koruma mimarı olmaktı. Sekreterlik masasının altındaki çekmeceye YKS Eşit Ağırlık özet kartlarını me Matematik ders föylerini gizlice yerleştirmişti. Bir yandan dahili telefon hatlarını bağlayıp kurye zimmetlerini yaparken, göz ucuyla çekmecedeki türev, integral me geometri sorularını zihninden çözüyordu. Arkadaşları evlerinde rahatça test çözerken, o, klavye tıkırtıları me dev mimarî paftaların ortasında geleceğini tırnaklarıyla kazıyordu.
O akşam, Bomonti’deki tarihi tekstil fabrikasının dönüşüm projesi için Milano’daki Uluslararası Koruma Konseyi’ne gönderilecek yetmiş beş parçalık Acil Mimarî Akreditasyon Dosyası’nın taranması me e-imza portalına yüklenmesi son ana kaldı. Şirketin kıdemli operasyon sekreteri acil bir doküman incelemesi için Beyoğlu’na gidince, tüm tarama, kontrol, kodlama me arşiv yükleme işi Yeşim’in üzerine bindi. Gece saat onu geçtiğinde elleri kâğıt kesiklerinden sızlamaktan hissizleşmiş, bacakları yorgunluktan titriyordu. Taş binanın ağır kapısını kilitleyip Osmanbey Metro Durağı’na doğru yürürken cebindeki günlük yevmiyesi ve çantasındaki bitirilmiş test fasikülüyle İstanbul’un dondurucu gecesinde kendi geleceğini inşa etmenin gururunu taşıyordu.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.