İçeriğe geç
Şehir Rehberi

Yataktan Çıkmayan Buse

Mısır Çarşısı’nın arkasında yükselen tarihi hanların üzerini gri bir bulut kapladığında, Fatih’teki meslek lisesinin kapıları açıldı. Buse, ders biter bitmez okul kıyafetinin üzerindeki hırkanın fermuarını çene altına kadar çekip otobüs durağına koştu. Yağmur çiselemeye başlamış, Eminönü’nün o kendine has karmaşası, korna sesleri ve martı çığlıkları sahile yayılmıştı.

Mısır Çarşısı’nın arkasında yükselen tarihi hanların üzerini gri bir bulut kapladığında, Fatih’teki meslek lisesinin kapıları açıldı. Buse, ders biter bitmez okul kıyafetinin üzerindeki hırkanın fermuarını çene altına kadar çekip otobüs durağına koştu. Yağmur çiselemeye başlamış, Eminönü’nün o kendine has karmaşası, korna sesleri ve martı çığlıkları sahile yayılmıştı.

On altı yaşındaki Buse, annesiyle birlikte sur dibindeki küçük bir gecekondu evinde yaşam mücadelesi veriyordu. Annesi evlere temizliğe gidiyor, Buse ise lise eğitimini aksatmadan akşamları Eminönü’ndeki eski bir baharat ve bitki çayı toptancısının deposunda çalışıyordu. Amaçları, birkaç yıldır biriken ve evlerini icralık duruma getiren borçları ödeyebilmekti.

Buse’nin çalıştığı yer, Tahtakale’nin dar, karanlık sokaklarından birinde, Bizans döneminden kalma taş bir binanın altındaki devasa depoydu. Depo; çuval çuval ıhlamur, adaçayı, karabiber, taranmış tütün ve kurutulmuş meyve kokularıyla doluydu. Görevi; dev çuvallardan gelen baharatları hassas terazide gramajlarına göre tartmak, şeffaf paketlere doldurup ağızlarını pres makinesiyle kapatmak ve üzerlerine etiket yapıştırmaktı. Baharat tozu sürekli havada uçuştuğu için gözleri ve burnu sürekli yanar, Saatlerce aynı pozisyonda paket yapmaktan beline kramplar girerdi.

Buse’nin en büyük hayali ise üniversitede hukuki eğitim alıp çocuk hakları üzerine çalışacak bir avukat olmaktı. Çalışırken zaman kaybetmemek için sıra dışı bir yöntem geliştirmişti. Paketleme yaptığı tezgahın karşısındaki taş duvara çivilediği panoya, anayasa maddelerini ve tarih dersinin önemli olaylarını içeren kartlar asmıştı. Eller çuvallara girip çıkarken, gözleri duvardaki maddelerde gezinir, sesli bir şekilde ezber yapardı. Pres makinesinin çıkardığı ritmik "tık-tık" seslerini bir nevi kronometre gibi kullanarak soru çözme hızını artırmaya çalışırdı.

O gün, yaklaşan kış sezonu öncesinde şehir dışındaki büyük aktarlara gönderilmek üzere beş yüz paket özel kış çayı ve karabiber siparişi geldi. Toptancı, sevkiyat kamyonunun gece yarısı yola çıkacağını söyleyerek paketlerin hemen bitirilmesini istedi. Depodaki diğer işçi akşam altıda çıkınca, Buse tek başına kaldı. Zayıf bir sarı ampulün aydınlattığı taş depoda, saatlerce tozun ve ağır kokunun ortasında çalıştı. Bir yandan elleri tartı ve pres arasında mekik dokuyor, bir yandan da zihninde medeni hukuk kurallarını tekrarlıyordu. Yoğun baharat tozundan defalarca aksırdı, parmakları poşet kesiklerinden sızladı ama pes etmedi.

Saat gece yarısına yaklaşırken son koli de bantlandı ve kamyona yüklendi. Depo sahibi Buse’nin bu olağanüstü çabasını görüp haftalığını fazlasıyla eline tutuşturdu. Hanın ağır ahşap kapısından Galata Köprüsü’ne doğru çıktığında yağmur silme yağmaya başlamıştı. Buse, ıslak köprü üzerinde yürürken Boğaz’ın karanlık sularına baktı. Üstü başı tarçın ve ıhlamur kokuyordu. Yorgunluktan bitap düşmüştü belki ama bu koca şehrin acımasızlığına karşı kendi adaletini ve geleceğini tırnaklarıyla kazıyarak hazırlıyordu.

Dış referanslar

Kaynaklar

Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.

  1. istanbulprofilrehberi.icuistanbulprofilrehberi.icu