Mayıs ayının sonlarına doğru Marmara Denizi’nden Büyükada’nın çam kokulu tepelerine doğru süzülen ılık ve nemli lodos rüzgârı, Maden Mahallesi’nin tarihi ahşap köşklerinin cumbalarını dövüp Yılmaz Türk Caddesi’nin dik, erguvan çiçekleriyle kaplı taş basamaklarında ıslık çalarken; Damla kucağındaki ağır abanoz çerçeveyi, sedef kesme bıçaklarını ve renkli vitray cam plakalarını düşürmemek için yokuşu güçlükle tırmanıyordu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Taşınabilir Kültür Varlıkları Restorasyonu Bölümü son sınıf öğrencisi olan Damla, Hatay’ın kadim Mozaik ve Sedef zanaatı geleneğinden İstanbul’a, geleneksel sedef kakma zanaatını renkli vitray cam parçalarıyla harmanlayarak heykelsi Boğaz ve Ada panoları üretme sevdasıyla gelmişti. Maden Mahallesi’nin arka sokaklarında, tavanı poyraz fırtınalarında zangırdayan tek odalı eski bir ahşap çatı katında yaşıyor; akşamları adadaki bir balık lokantasında kalamar temizleyip masa silerek hem ev kirasını çıkarıyor hem de Hint okyanusu sedefleri, abanoz levhalar ve lehim telleri için para biriktiriyordu.
O gün, hayatının en önemli akademik dönüm noktası sayılan uluslararası bir el sanatları bienalinin eser teslim günüydü. Anadolu Kulübü’ünün tarihi ahşap balo salonunda düzenlenecek "Prens Adaları’nın Hafızası ve Sedefin Işığı" temalı sergi için aylardır uykusuz kalarak hazırladığı, abanoz ağacı üzerine sedef kakıp aralarına opal vitray camları lehimlediği devasa "Büyükada Yakamozları ve Erguvanlar" panosunu jüriye ulaştırması gerekiyordu. Eğer eseri dereceye girerse hem Portekiz’deki Lizbon Geleneksel Sanatlar Akademisi’nde iki yıllık burslu uzmanlık eğitimi imkânı kazanacak hem de altı aydır biriken malzeme borçlarını tamamen kapatabilecekti. Günlerdir sedef törpülemekten parmak boğumları nasır bağlamış, lehim dumanı yüzünden gözleri kan çanağına dönmüştü.
Ancak Yılmaz Türk Caddesi’nin en dik ve virajlı noktasında ilerlerken, virajı hızlı alan elektrikli bir ada faytonu kontrolsüzce Damla’nın üzerine doğru savruldu. Anlık bir refleksle kenardaki taş duvara doğru sıçrayan Damla’nın ayağı, yola dökülmüş kaygan erguvan yapraklarında kaydı. Sertçe yere kapaklanan genç kızın kucağındaki ahşap muhafaza kasası elinden fırlayarak merdiven köşesindeki taş çeşmenin sivri kenarına çarptı. Kasadan fırlayan o narin sedef ve vitray pano sert zemine vurarak çatırdayarak ikiye yarıldı; üzerindeki sedefler söküldü, haftalarca ilmek ilmek işlediği opal camlar kırılarak sokağın kenarındaki çamurlu su birikintisine saçıldı.
Damla, dizlerindeki kanamanın ve ellerine batan cam çapaklarının acısını hissetmeden, çamurlu suyun içinde dağılan sedef parçalarına ve yarılan panosuna bakarak donakaldı. Haftalarca ter döktüğü uykusuz geceler, nasırlı elleri ve Lizbon hayalleri saniyeler içinde o kirli suyun içinde yok olup gitmişti. Ağlamaktan göğsü sıkışan genç kız, Büyükada’nın bu rüzgârlı ve taş yokuşlu sokağında ne kadar çaresiz kaldığını felt etti.
O sırada sokağın hemen başındaki eski bir ahşap ve sedef restorasyon atölyesinden çıkan, Büyükada’nın elli yıllık emektar marangoz ve sedef ustası "Manuk Usta" gürültüyü duyup dışarı koştu. Damla’nın çaresizce sedefleri toplamaya çalıştığını görünce onu kolundan tutup kaldırdı, omuzlarına gomalak cila ve talaş kokan önlüğünü örterek dumanı tüten kütük sobasının yandığı atölyesine götürdü.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.