Haziran ayının sonlarına doğru Haliç üzerinden Balat’a fırtınayla dolan sıcak ve basık lodos rüzgârı, Vodina Caddesi’nin tarihi cumbalı binalarının arasından süzülüp Merdivenli Yokuş’un dik, diktörtgen taş basamaklarında ıslık çalarken; Elif kucağındaki ağır kitreli su teknesini, özel at kılı fırçalarını ve doğal gomalak boya kavanozlarını düşürmemek için yokuşu güçlükle tırmanıyordu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü son sınıf öğrencisi olan Elif, Şanlıurfa’nın tarihi sokaklarından İstanbul’a, kadim ebru ve tezhip sanatını modern kağıdın üzerine hat panolarıyla işleme sevdasıyla gelmişti. Balat’ın arka sokaklarında, tavanından sonbahardan beri su sızan ve tahta zeminleri gıcırtıyla sarsılan tek odalı eski bir ahşap çatı katında yaşıyor; akşamları Fener’deki küçük bir sahaf atölyesinde eski kitapları ciltleyip tozu silerek hem ev kirasını çıkarıyor hem de sığır öd maddesi, saf altın varakları ve doğal toprak boyalar için para biriktiriyordu.
O gün, hayatının en önemli akademik dönüm noktası sayılan uluslararası bir minyatür ve ebru festivalinin eser teslim günüydü. Balat Kültür Evi’nin tarihi kemerli salonunda düzenlenecek "Haliç’in Rengi ve Suyun Hafızası" temalı sergi için aylardır uykusuz kalarak hazırladığı, kitreli suyun üzerine battal ebru yapıp üzerine 24 ayar altınla Haliç haritasını tezhiplediği devasa "Fener’in Kırmızı Mektebi ve Haliç" panosunu jüriye ulaştırması gerekiyordu. Eğer eseri dereceye girerse hem Japonya’daki Kyoto Sanat Üniversitesi’nde iki yıllık burslu kâğıt ve restorasyon eğitimi imkânı kazanacak hem de aylardır biriken sahaf ve malzeme borçlarını tamamen kapatabilecekti. Günlerdir tezhip fırçası tutmaktan parmak boğumları kasılmış, altın tozu ve kitre kokusu yüzünden gözleri kızarmıştı.
Ancak Merdivenli Yokuş’un en dar ve kaygan noktasında ilerlerken, yukarıdaki renkli ahşap bir binanın penceresinden sokağa düşen ağır bir ahşap saksı gürültüyle Elif’in hemen önüne savruldu. Anlık bir panikle kenardaki taş duvara doğru sıçrayan Elif’in ayağı, yola dökülmüş çamurlu taşlarda kaydı. Sertçe yere kapaklanan genç kızın kucağındaki ahşap muhafaza kasası elinden fırlayarak merdiven köşesindeki taş çeşmenin sivri kenarına çarptı. Kasadan fırlayan o narin el yapımı ebru panosu sert zemine vurarak çatırdayarak tam ortasından yırtıldı; üzerindeki ince altın tezhip hatları yarıldı, haftalarca ilmek ilmek işlediği detaylar sokağın kenarındaki çamurlu su birikintisine saçıldı.
Elif, dizlerindeki kesiklerin ve ellerine batan taş parçalarının acısını hissetmeden, çamurlu suyun içinde yırtılan ebru panosuna bakarak donakaldı. Haftalarca ter döktüğü uykusuz geceler, nasırlı elleri ve Kyoto hayalleri saniyeler içinde o kirli suyun içinde yok olup gitmişti. Ağlamaktan göğsü sıkışan genç kız, Balat’ın bu sıcak ve taş yokuşlu sokağında ne kadar çaresiz kaldığını hissetti.
O sırada sokağın hemen başındaki eski bir cilt ve kâğıt restorasyon atölyesinden çıkan, Balat’ın yarım asırlık emektar kâğıt ustası "Süleyman Usta" gürültüyü duyup dışarı koştu. Elif’in çaresizce yırtık kâğıt parçalarını toplamaya çalıştığını görünce onu kolundan tutup kaldırdı, omuzlarına tutkal ve nişasta kokan önlüğünü örterek dumanı tüten çayının olduğu atölyesine götürdü.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.